‘’AB-I HAYAT’’ : SONSUZ YAŞAMIN SIRRI (1)

07.09.2018 13:49

‘’AB-I HAYAT’’ : SONSUZ YAŞAMIN SIRRI (1)



Konumuz ‘’insan ve sağlık’’.

Bu yazı dizisinde birazcık vücut dilinden konuşarak, vücudun en temel savunma mekanizmalarından birini -hatta en temel olanını-, kendi elimizle nasıl bozduğumuzu anlatmaya çalışmak maksadım. Buradan hareketle de asıl olarak, bu mekanizmanın nasıl -içinden çıkılamayacak- bir sorunlar yumağına dönüşebileceğini gösterebilmek… Ve nihayetinde de soruna kendimizce çözüm bulabilmek. Hepimize kolay gelsin .))

Başlayalım.

               

Bu savunma mekanizmasının tıbbi karşılığı ‘’enflamasyon’’ (yangılanma) olarak biliniyor.

En basit şekliyle, cildimizde bir mikrop nedeniyle abse gelişmesi gibi düşünülebilir. Şöyle ki, vücut bir abse yaratarak, o mikrobu yenmek için bir kapalı oda yaratır. Bazen bir küçük sivrisinek ısırığıyla, cilt üzerinde hafif bir kızarıklık olarak tezahür eder, bu enflamasyon denilen olay. Bazen de bir burkulma veya incinme ile, ayak bileğimizin şişmesidir mesela. Bu sayede, bir yandan mikrobun/zararlının tüm vücuda yayılması önlenirken diğer yandan da savunma hücrelerini o yere yollanarak, zararlı olan ‘’şeyin’’ yok edilmesi/etkisiz hale getirilmesi sağlanır.

O bölgedeki çatışmadan vücudumuz galip çıkarsa ne ala. Ama ya çıkamazsa?

İşte bu başarısızlık durumunda çatışma sahası büyütülür ve bazen tüm vücudu içine alabilen bir savaş başlar. Ateşimizin çıkması da bununla ilişkilidir. Tüm vücut işin içine girmiştir artık. Amaç, en az hasarla sorunu çözmektir vücudumuz için. Yani en az enerjiyle, en az zarar vererek sorunu çözmektir asıl amaç. Sorun çözüldüğünde de derhal tüm savunma sistemine, ‘’anti-enflamatuar’’ denen maddelerle haber verilir ve savaşın bittiği, normale dönülmesi gerektiği bildirilir. Vücut galip gelmiştir ve ‘’barış zamanı’’ başlamıştır artık.

               

Vücudumuz genel itibariyle böyle çalışır. Küçük bir alanda başaramadığı (başaramayacağını daha önceden deneyimlediği) durumlarda, sahayı büyütür. Bir nevi, tüm vücudu alarma geçirir. Abse gibi küçük bir sahadaki çatışma, diğer vücut bölgelerinde hissedilmeyebilirken; çatışma sahası tüm vücut haline geldiğinde, tüm vücut etkilenir ve bazen zarar da görür.

               

İşte sorun burada başlıyor. Ya sorun müzminleşirse, bir türlü çözülemeyen bir hal alırsa?

Tıp dilinde ‘’kronikleşme’’ denen bu durum; savunma sistemlerimizin sürekli çalıştığı ve çalışamaz hale gelene dek meşgul edildiği ve sonunda pes edeceği bir yere kadar ulaştığı ve bu arada savaşın vereceği hasarın sürekli olarak birbiri ardısıra eklendiği bir durumdur. Hücrelerimiz, organlarımız ve nihayetinde tüm vücudun etkilenerek ‘’pes ettiği’’; Diyabet, Hipertansiyon, Tiroid bozuklukları, yaşlılıkta bir kader gibi görünen Osteoporoz, hatta kanserin gelişimi için uygun bir ortamın oluştuğu bir durumdan bahsediyorum.

               

İşte bugünün tıbbını en çok düşündüren, tedavi yöntemlerinin bile değişmesini sağlayan bu duruma ‘’kronik enflamasyon’’ deniyor. Bugün, çoğu hastalık bu duruma bağlanıyor. Tedaviler bile bu bakış açısına yönelik olarak değişime uğramakta. Öyle bir sorundan bahsediyoruz ki, çözümlenmesi halinde; yaşlanmadan Alzheimer’a, diyabetten hipertansiyona, damar sertliğinden erken kardiyak ölümlere, hatta birçok psikiyatrik soruna kadar çoğu kronik durumun, ve hatta kanserin bile tedavisine imkan sağlayabilecek bir arayıştan bahsediyorum.

               

Yaşlanma ve güzellik konusunda, ‘’anti-aging’’ kürlerine tonla para harcanan bir çağdayız. Ve yaşlanmanın en hızlandırıcı nedeninin de ‘’kronik enflamasyon’’ olduğunu söylersem, dikkatinizi daha da çekeceğine eminim. O güzel yüzünüzdeki ‘’kabus’’ haline gelebilen bir sivilceden, nihayetinde kalp krizi geçirmenize neden olan damarlarınızdaki ‘’plaklara’’ kadar her türlü sorununuzda da bunun etken olabileceğini düşünmenizi istiyorum.        

               

Aklınızdaki soruyu biliyorum. ‘’Be adam, bu kadar yazdın da, bu melanetin bir çözümü yok mu?’’ diye geçiriyorsanız, ilk etabı tamamladık demektir. İşte bu yazı dizisi tamamlandığında, bu sorunun çözümüne dair sizin de bir şeyler yapabileceğinize inanacaksınız. Sağlığın, sadece bir eczaneden alacağınız bir veya birkaç ilaçla sağlanamayacağını, yaşam tarzımızı değiştirerek nasıl ‘’kaderimizi (!) değiştirebileceğimizi’’ düşünebilmekten bahsediyorum. En azından, bu konuda bilinçlenmeniz adına bir şeyler yapmaya çalışacağım.

Bunu, hep birlikte ‘’emek vererek’’ başaracağız. Bugüne değin yaşadıklarım ve gördüklerime dayanarak, sizin de bunu başarabileceğinize eminim.

Sağlıkla ve umutlu kalın.